Asliye Ticaret Mahkemesi: Bir Mahkemenin Gölgelerindeki Duygular
Bugün sabah Kayseri’de, güneş daha yeni doğmuşken, içimde bir huzursuzluk vardı. Normalde pek de bu kadar büyük bir dert edemem ama bu kez farklıydı. O kadar büyük bir anlam yükledim ki, her adımımda kalbimdeki ritmi hissediyordum. Bir davanın içinde kaybolmuş, birkaç kelime ve belge arasında sıkışmıştım. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gitmek zorunda kalmıştım ve kimseye anlatamadığım bir şey vardı: Mahkemenin içinde, beni boğan bir karanlık vardı.
Birinci Gün: O Başlangıç
Aslında asıl hikayem burada başlıyor. Bir gün, Kayseri’deki o koşturmacalı ofislerde işlerimi toparlarken, bir anda bir kâğıt çıktı karşıma: “Asliye Ticaret Mahkemesi” başlıklı. İçimden, “Yine ne var ki?” diye geçirdim ama içimde bir şeyler kopmuştu sanki. Önce düşünmedim, sonra birden vicdanım vurdu: Bu kâğıt, işimi aksatan bir şikâyet hakkında yazılmıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Ne olduğunu bilmeden o kâğıdı elime aldım ve birkaç gün boyunca ne yapacağımı düşünüp durdum.
Günler sonra o mahkemenin kapısına adımımı attım. Şehirdeki o karmaşayı bir kenara bırakıp, bir anda hukukun karanlık dünyasına daldım. O anı hatırlıyorum: Kapıdan içeri girdiğimde, mahkemenin duvarlarında sadece soğuk, gri renkler vardı. Her şey suskundu. Ama ben bu sessizliği, kalbimdeki çırpınan duygulardan daha yoğun hissediyordum.
İkinci Gün: Yargılama Usulü
Mahkeme salonu, anlatıldığı kadar korkutucu değildi aslında. Ama o kadar beklemek, bu kadar formel bir atmosferin içinde kaybolmak insanı gerçekten zorlayabiliyor. Mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemesi’ydi, yani ticari davalara bakan bir yer. Bu dava, iş dünyasının, paranın ve ticaretin insana dayattığı sertliğin tam ortasındaydım. Ama bir şey vardı; içimdeki o isyanla bu süreci anlamaya çalışıyordum.
Asliye Ticaret Mahkemesi’nde bir yargılama usulü vardı: yazılı ve sözlü. Yazılı evraklar, dosyalar, belgeler… her şey sistematikti. Mahkeme, ticari ilişkilerdeki anlaşmazlıkları çözme amacı gütse de, hissettiğim bir şey vardı: burada insanlar ve duygular vardı. İnsanı görmeden, sadece evraklarla ve yasal prosedürlerle yargılamak, belki de bu sistemin eksik yanlarından biriydi. İşin içine girince, o kadar soyut bir şekilde yürüyordu ki her şey, sanki herkes birbirini anlamak için uğraşmıyordu.
Bu ortamda, biri de çıkıp “Hangi usule göre karar veriliyor?” diye sorsa, ben de şu an cevabını veremem. Çünkü ben de öğrenmeye çalışıyordum. Sadece “yazılı usul” ve “sözlü usul” gibi kavramlar vardı. Bazen bunlar, derin bir anlam ifade etmiyor gibi geliyor insana. Yargıçlar, avukatlar, herkes kendi yolunda ilerliyor ama ne yazık ki çoğu zaman hissettikleriyle karar vermiyorlar. Ve bu da insanı yalnızlaştırıyor. Ama yine de bir umut vardı.
Üçüncü Gün: O Hayal Kırıklığı
Ve işte geldi. O an, o mahkeme salonunun içinde, en ağır duyguyu yaşadım. Benim gibi genç bir insan, kendini bir dosyanın içinde bulduğunda ne hissettiğini belki de hiç kimse anlamaz. O kadar yalnız ve boğulmuş hissediyorsunuz ki. Sözlü yargılama, sadece bir kaç cümleyle sınırlı kalınca, kararın ne olacağını tahmin edebiliyorsunuz. Ama işte o an, işlerin nasıl çözülmesi gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Biraz daha umut ediyordum, biraz daha… Ama hayal kırıklığı ve çaresizlik içimde büyüdü.
Bir dakika, durun. Yine mi beklentilerim beni yanıltmıştı? O kadar umutla girip, bu kadar duygusal bir deneyim yaşadım. İçimden, “Bu kadar mı?” diye geçirdim. Yargılama usulünün bir parçası olmanın, yavaşça kalbimi dondurduğunu hissettim. Bütün bu kâğıtlar, yazılar ve prosedürler, gerçek duyguları bastırıyor gibiydi. Belki de Asliye Ticaret Mahkemesi, iş dünyasının kirli yüzünü gösteriyordu. Ticaretin içinde kaybolmuş bir insan olarak, bu kadar prosedürün arasında, duygusal bir denge bulmak neredeyse imkansızdı.
Dördüncü Gün: Yeni Bir Başlangıç
Sonra, bir gün, bir akşam vakti, dışarıda kararmıştı. Kayseri’nin o sakin havası, bu kez bana başka bir şey anlatıyordu. Mahkeme sürecinde kaybolan her şeyin ardından, bir şey fark ettim: İnsanın, duygularıyla yüzleşmesi gerek. İş dünyası ne kadar sert olursa olsun, duygularımızla barışmalıyız. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin usulleri bir yerden sonra soğuk gelebilir. Ama hissettiğimiz şeyleri unutamayız. İnsan olmanın, gerçekten ne demek olduğunu, o soğuk salonlarda öğrendim.
Sonuç olarak, bazen hayal kırıklığıyla dolu bir sürecin ardından, umut yeniden doğar. Hukuk, adalet ya da ticaret, bunlar hep önemli şeyler ama duygularımıza saygı göstermek de bir o kadar önemli.